YÖNETİM KURULU BAŞKANI'NIN MESAJI

Geleceğe sağlam adımlarla ilerliyoruz.


2016 yılını, küresel ekonomik büyüme ve ticaret hacminin beklenen seviyeye ulaşamadığı ve birçok kırılma noktasının yaşandığı bir dönem olarak geride bıraktık. Özellikle İngiltere’nin AB’den ayrılma (Brexit) kararı alması ve ABD seçimlerinin sürpriz şekilde sonuçlanması tüm dünyada yankı uyandırırken, Orta Doğu kaynaklı jeopolitik gelişmeler, petrol fiyatlarındaki yükseliş eğilimi, Fed’in faiz artışı ve bu konuda 2017 yılına yönelik beklentiler ile Dolar’ın özellikle gelişmekte olan ülke para birimlerine karşı aşırı değerlenmesi yılın öne çıkan diğer önemli gelişmeleriydi.


2016 yılında gelişmiş ülkelerdeki toparlanmaya rağmen küresel para politikalarına dair belirsizlikler finansal piyasalardaki oynaklığın devam etmesine, gelişmekte olan ülkelerin de finansal varlık fiyatlamaları ve risk prim göstergelerinin olumsuz etkilenmesine yol açmıştır. Bu gruptaki ülkelerin para birimleri değer kaybetmiş, ABD seçim sonuçları ve Fed’in faiz artırımı sonrasında da bu değer kaybı daha da hızlanmıştır.


Petrol ve emtia fiyatlarındaki yükseliş trendi ve bu trendin enflasyon ve enerji ithalatçısı ülkelerin cari açığı üzerinde yaratacağı olumsuz etkiler, ABD’nin izleyeceği politikalar, Euro Bölgesi’ndeki seçimler ve Çin ekonomisindeki yavaşlama ve yapısal sorunlar gibi birçok etken 2017 yılının da zor geçeceğine dair sinyaller vermektedir.


Türkiye ekonomik ve siyasi anlamda zorlu bir yıl geçirmiştir.


Türkiye ekonomisi 2016’da yaşanan tüm iç ve dış olumsuzluklara rağmen beklentilerin üzerinde %2,9 oranında büyüme kaydetmiştir. Yılın ilk yarısında ekonomide iç tüketim kaynaklı ılımlı bir büyüme görülürken, yılın üçüncü çeyreğinde siyasi ve jeopolitik nedenlerle daralma yaşanmıştır. Ancak ekonomi yönetiminin aldığı özel tüketimi teşvik eden kararların etkisiyle üçüncü çeyrekteki daralmanın ardından Türkiye ekonomisi dördüncü çeyrekte beklentileri de aşarak %3,5 büyüme göstermiştir.


Artan risk algısı ve kırılganlıklar nedeniyle kredi derecelendirme kuruluşları yıl içinde not indirimine giderken, Türk Lirası yabancı sermaye çıkışları nedeniyle diğer gelişmekte olan ülke para birimlerinden daha olumsuz etkilenmiştir.


Türkiye’nin yüksek dış finansman ihtiyacı göz önüne alındığında, petrol ve emtia fiyatlarındaki artış cari açık üzerinde olumsuz etkiler yaratırken, Rusya ile iyileşen ilişkiler ve jeopolitik risklerin azalması sonucu turizm gelirlerinde yaşanabilecek artış ve AB ülkelerine yapılan ihracatta görülen canlanmanın daha da güçlenmesi, cari açığımız açısından önümüzdeki dönemde önemli gelişmeler olacaktır.


Türkiye ekonomisi sağlam temeller üzerine oturmuş ve birçok küresel çapta krizi başarıyla atlatmış, bu anlamda kendini ispatlamıştır. Önümüzdeki dönemde, üretim ve verimlilik artışı, talep kompozisyonunun yatırım-ihracat ağırlıklı olarak dengelenmesi ve kırılgan noktalarımız olan enflasyon ve cari açık sorunlarının yapısal olarak çözüme kavuşturulmasıyla Türkiye’nin büyüme ivmesinin daha da güçleneceğine inanıyoruz.


Enerji piyasalarında hareketlilik artmaktadır.


Dünya enerji piyasalarında, Paris COP21 görüşmeleri sonrası karbon salınımlarının azaltılması ve maliyetlendirilmesi ve bu maliyetlerin enerji fiyatlarına nasıl yansıtılacağı en önemli konuların başında gelirken; Türkiye için de enerjide dışa olan bağımlılığının azaltılması geleceğimiz açısından ilk sıradaki yerini korumaktadır.


Ülkenin yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının azami şekilde değerlendirilmesi ve enerjide dışa bağımlılığın azaltılması hedefleri doğrultusunda; 2016 yılı içinde Konya Karapınar’da kurulacak 1.000 MW’lık güneş enerji santrali ve Çayırhan B linyit sahası için yarışma ilanına çıkılmıştır. Konya Karapınar projesi ile ilk kez Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) oluşturularak bu alanların yerli ekipman kullanım şartıyla yatırımcılara tahsis edilmesi yoluyla büyük ölçekli yenilenebilir enerji yatırımlarının önü açılmaktadır. Çayırhan ihalesi ile de Türkiye’nin mevcut linyit sahalarının enerji üretiminde değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.


Son iki yıldır serbest piyasada düşük seyreden elektrik fiyatları ve kurlardaki sert yükseliş, ABD Doları bazında fiyat garantisi veren ve piyasa fiyatlarına göre çok daha yüksek fiyatlardan elektrik satma imkanı sunan YEKDEM’i yatırımcılar açısından daha cazip kılarak, YEKDEM’e katılan yenilenebilir enerji santrallerinin sayısında ve toplam kurulu gücünde rekor düzeyde bir artışa yol açmıştır.


Yeni santral yatırımlarının elektrik talebinden daha hızlı büyümesi sonucu son yıllarda sektörde oluşan arz fazlası, 2016 yılında da serbest piyasadaki elektrik fiyatlarının zayıf kalmasına yol açmıştır. Düşük fiyat ortamında bekledikleri getirileri sağlayamayan, başta doğal gaza dayalı elektrik üretimi yapan enerji şirketleri olmak üzere sektördeki birçok oyuncu finansman sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır.


Güneş ve rüzgar enerjisi alanında yapılması planlanan büyük YEKA ihaleleri, yeni linyit sahalarının elektrik üretiminde değerlendirilmek üzere özel sektörün kullanımına açılması ve doğal gaz santralleri için kapasite piyasasının oluşturulması 2017 yılında enerji sektörü için önemli gündem maddeleri olacaktır.


Geleceğe sağlam adımlar

 
Zorlu Enerji 2016 yılında, planlanan yatırım programını başarıyla uygulayarak bir jeotermal ve iki rüzgar olmak üzere üç yeni santralini devreye almıştır. Ayrıca Şirket, Mart 2016’da devraldığı elektrik ticareti ve serbest tüketicilere elektrik satışı alanlarında faaliyet gösteren Zorlu Elektrik üzerinden önemli bir müşteri tabanına hizmet vermeye başlamıştır. Serbest tüketici limitinin düşmesiyle elektrik ticareti alanındaki faaliyetlerimizin 2017 yılında daha da gelişmesi beklenmektedir. Diğer taraftan, 2017 yılında Osmangazi Elektrik Dağıtım Bölgesi’ni devralarak yeni giriş yaptığımız elektrik dağıtımı alanında da faaliyetlerimize başlayacağız. Eskişehir, Afyon, Bilecik, Kütahya ve Uşak illerini kapsayacak bu faaliyetimizde de güçlü bir oyuncu olmayı hedefliyoruz.


Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yaparken, en yüksek teknolojiyi kullanarak en yüksek verimliliğe ulaşma vizyonuyla çalışıyor; ekonomik katma değeri, insana ve çevreye saygı çerçevesinde yaratıyoruz. Bu anlayıştan hareketle ülkemizde temiz, düşük emisyonlu ve en son teknolojilere sahip enerji santrali projelerini hayata geçirme ve sürdürülebilirlik uygulamalarımızı daha da ileri taşıma konusundaki kararlılığımızı sürdürüyoruz.


Grubumuz sürdürülebilirlik vizyonu çerçevesinde 2014 - 2015 dönemine ilişkin ekonomik, çevresel ve sosyal alanlarda yarattığı değeri ve projelerini paylaştığı 4. Sürdürülebilirlik Raporu’nu, Küresel Raporlama Girişimi’nin (Global Reporting Initiative - GRI) Sürdürülebilirlik Raporlaması İlkeleri’nin G4 Standardı’na uygun olarak yayınlamıştır.


Sürdürülebilirlik alanındaki bir diğer girişim, Zorlu Enerji’nin, Borsa İstanbul’un (BIST) Kasım 2016 - Ekim 2017 dönemi için açıkladığı BIST Sürdürülebilirlik Endeksi’nde gönüllü olarak yer alan şirketlerden biri olmaya hak kazanmasıdır.


2016 yıl sonunda 1.047 MW olan toplam kurulu gücümüz içinde %50’ye ulaşan yenilenebilir enerji payını daha da artırmak hedefiyle 2017 yılında da bu alandaki yatırımlarımızı sürdüreceğiz. Bu kapsamda devam etmekte olan 165 MW’lık Kızıldere III JES projesinin ilk ünitesini bu yıl içinde devreye almayı planlıyoruz.


Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya hazırlamak için üzerimize düşeni görevi yapmak üzere ödün vermeden çalışmak değişmeyen temel prensibimizdir. Bu prensibimiz doğrultusunda bizimle birlikte geleceğe ilerleyen, başta büyük emek sarf eden çalışanlarımız ve bizden desteğini esirgemeyen hissedarlarımız olmak üzere tüm paydaşlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum.

 
Saygılarımla,


Zeki Zorlu
Yönetim Kurulu Başkanı